• Emre Özarslan

BEN KİMİM Kİ DÜŞÜNCELERİMİ SÖYLEYEYİM?



Çok ülke görmüş bir gezgine, insanların ortak özelliği nedir, diye sorarlar. “Miskinliğe eğilimliler,” diye yanıt verir gezgin.

Nietzsche’ye göre miskinliğimizin altında yatan görünmez bir ağırlık söz konusudur: “çekingen olmamız.”

Kendimizi saklarız.

Çünkü farklılığımızı sergilediğimizde gelecek tepkilerden korkarız. Çevremizle aynı fikirde olmak rahat hissettirir bizi.

Miskinliğe alışırız.


Her birimiz içten içe benzersiz olduğumuzu biliriz. Yine de yazmak için oturduğumuzda sanki her şey çoktan yazılmış, her söz çoktan söylenmiş gibi gelir.

En az iki bin yıllık Kitab-ı Mukaddes’te bile “güneşin altında yeni bir şey yok.” yazar. Ve her sene birbirinden özgün binlerce öykü, roman, şiir, makale, senaryo yazılmaya devam eder.


Yazma konusunda duayen William Zinsser, genç yazarların kendisine sık sık “ben kimim ki kendi düşüncelerimi söyleyeyim?” diye sorduğunu söyler. “Ben de onlara ‘sen kimsin ki kendi düşüncelerini söyleyemeyesin’ diye yanıt veriyorum” der Zinsser;

“Yalnızca bir tane sen varsın. Başka hiç kimse ne aynı şekilde düşünebilir, ne aynı şekilde hissedebilir."

İster çocukluk anılarımız, aşk yaşantımız, ister siyasi fikirlerimiz, veya gündeme dair düşüncelerimiz olsun, duygularımızı ve düşüncelerimizi dürüst ve yalın bir şekilde paylaştığımızda her yazı ilgi çekici hale gelebilir.

Çünkü güneşin altında her söz söylenmiş olsa bile, henüz bizim tarafımızdan söylenmemiştir.



0 views0 comments